Nato ve Türkiye

Nato ve Türkiye

Nato Ve Türkiye

NATO nedir? Niye kuruldu? Şuana kadar Türkiye için neler yaptı? Hangi ülkeler üye? Türkiye ile NATO arasındaki ilişki nasıl?

NATO(Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü-North Atlantic Treaty Organization) 4 Nisan 1949 yılında Amerika öncülüğünde 12 ülkenin Washington da Washington Anlaşmasının imzalaması ile kurulmuştur.

Peki niye kuruldu? Sebep neydi?

II. Dünya Savaşından sonra kendini kanıtlayan SSCB, izlediği yayılmacı politika ile avrupa’da etkisini arttırmaktaydı. Bu sosyalizmin ve komünizim akımının hızla yayılmasına ve Avrupada birçok ülkede sosyalist başkanların seçilmeleri ile kapitalizmin sonunu getirmeye başlamıştı. Amerika bu yüzden komünizme ve sosyalizme savaş açarak Avrupa da tekrar kapitalizmi canlandırmak için NATO yu kurmuştur. Aslında NATO nun diğer bir kuruluş gerekçesi ise Avrupada Sovyet saldırısına karşı korunmaydı.

NATO kurucu ülkeler kimlerdir?

12 kurucu ülke vardır bunlar: Amerika, İngiltere, Belçika, Fransa, Kanada, Portekiz, İtalya, Norveç, Danimarka, İzlanda, Hollanda ve Lüksemburg’dur.

Türkiye NATO ya ne zaman ve niye katıldı?

Türkiye II. Dünya Savaşına girmemiş ufak yaralarla atlatmıştı. Savaş bittiği halde Rusya’nın sosyalizm ve komünizm akımları yayılmaya devam ediyordu.  1950 yılında DP partisi mevcut hükümeti yıkarak başa gelir ve bir iç mesele olacak olan NATO ya girme konusunda baya bir ısrarlı olurlar. İlk başvurumuzu 1950 yılında yapıyoruz. Dönemin başbakanı Adnan Menderes 25 Haziran 1950 yılında çıkan Kore Savaşını NATO ya katılmak için bir fırsat görüyordu. Bu yüzden Türkiye Kore Savaşına 4500 kişilik bir kuvvet ile katılır. Kore savaşında verdiğimiz bedel ise söyle; 721 şehit, 175 kayıp, 2147 yaralı, 234 esir ve 346 hastadır.

Kore savaşı devam ederken Amerika Türkiye ve Yunanistan için NATO ya teklif yapar ve kabul edilir. Türkiye ve Yunanistan 18 Şubat 1952 yılında NATO ya alınır.

NATO ile Türkiye arasındaki ilişki Nasıl?

NATO ile ilk çatlak 1964 yılında Kıbrıs’a girmek için hazırlık yaptığımız zaman çıktı. Dönemin ABD başkanı Lyndon B. Johnson Türkiye’yi her hangi bir Rus saldırısına karşı desteklemiyeceklerini bildirdiği bir mektup yazar. Bu olaya da “Johnson Mektubu” denilmiştir. Türkiye Kıbrıs’a hareket yapmamıştır. Ama bundan on yıl sonra 1974 yılında Türkiye Kıbrıs’a çıkartma yapar ve 1975 yılında ise NATO müttefikimiz olan Amerika Türkiye’ye silah ambargosu uygular. Aynı sorun 1990 yıllarında da meydana gelir. Almanya, Türkiye sivil halkı katlediyor yalanı ile silah amborgosu uygular. Ve yakın tarihimize gelelim Suriye’den gelecek tehditlere karşı 2012 yılında istenilen patriot füzeleri bir süre kaldıktan sonra Amerika ve Hollanda patriot füzelerini geri almıştır. 23 Aralık 2015 yılında ise son patriot füzelerini Almanya geri çekmiştir. Böylece Türkiye Suriye’den gelecek hava tehditlerine karşı açık duruma gelmiştir. 2017 yılında ise Trident Javelin NATO tatbikatında bir skandala imza atılarak Karşıt Kuvvet olarak oluşturulan düşman fotoğraflarında Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları konulmuştu. Bu durumu fark eden tatbikattaki Türk askerleri bunu bildirir ve Türkiye tatbikattan geri çekilir.

NATO üyeleri kimlerdir?

NATO günümüzde 29 üyeye ulaşmış olup en dikkat çeken ülke ise İzlanda’dır. Çünkü ordusu yoktur.

  1. Amerika 4 Nisan 1949
  2. Belçika 4 Nisan 1949
  3. İngiltere 4 Nisan 1949
  4. Fransa 4 Nisan 1949
  5. Kanada 4 Nisan 1949
  6. Portekiz 4 Nisan 1949
  7. İtalya 4 Nisan 1949
  8. Norveç 4 Nisan 1949
  9. Danimarka 4 Nisan 1949
  10. İzlanda 4 Nisan 1949
  11. Hollanda 4 Nisan 1949
  12. Lüksemburg 4 Nisan 1949
  13. Türkiye 18 Şubat 1952
  14. Yunanistan 18 Şubat 1952
  15. Almanya 9 Mayıs 1955
  16. İspanya 30 Mayıs 1982
  17. Çek Cumhuriyeti 12 Mart 1999
  18. Macaristan 12 Mart 1999
  19. Polonya 12 Mart 1999
  20. Bulgaristan 29 Mart 2004
  21. Estonya 29 Mart 2004
  22. Letonya 29 Mart 2004
  23. Romanya 29 Mart 2004
  24. Litvanya 29 Mart 2004
  25. Slovenya 29 Mart 2004
  26. Slovakya 29 Mart 2004
  27. Hırvatistan 1 Nisan 2009
  28. Arnavutluk 1 Nisan 2009
  29. Karadağ 5 Haziran 2017

Johnson Mektubu

“Türkiye Hükümetinin, Kıbrıs’ın bir kısmının askeri kuvvetle işgal etmek üzere müdahalede bulunmaya karar vermeyi tasarladığı hakkında Büyükelçi Hare vasıtasıyla sizden ve Dışişleri Bakanınızdan aldığım haber beni ciddi surette endişeye sevk etmektedir. En dostane ve açık şekilde belirtmek isterim ki geniş çapta neticeler tevlit edebilecek böyle bir hareketin Türkiye tarafından takip edilmesini, Hükümetinizin bizimle evvelden tam bir istişarede bulunmak hususundaki taahhüdü ile kabili telif addetmiyorum. Büyükelçi Hare, görüşlerimi öğrenmek üzere birkaç saat tehir etmiş olduğunuzu bana bildirdi.

Yıllar boyu Türkiye’yi en sağlam şekilde desteklediğini ispat etmiş olan Amerika gibi bir müttefikin, bu şekilde neticeleri olan tek taraflı bir kararla karşı karşıya bırakılmasının, Hükümetiniz bakımından doğru olduğuna hakikaten inanıp inanmadığınızı sizden sorarım. Binaenaleyh, böyle bir harekete tevessül etmeden önce Birleşik Amerika Devletleri ile tam istişarede bulunmak mesuliyetini kabul etmenizi hassaten rica etmek mecburiyetindeyim.

1960 tarihli Garanti Antlaşması ahkamı gereğince böyle bir müdahalenin caiz olduğu kanaatinde bulunduğunuz intibaındayım. Bununla beraber Türkiye’nin mutasavver müdahalesinin, Garanti Antlaşması tarafından sarahaten men edilen bir hal sureti olan takvimi gerçekleştirme gayesine matuf olacağı yolundaki anlayışımıza dikkatinizi çekmek zorundayım. Ayrıca, söz konusu Antlaşma teminatçı Devletler arasında istişareyi gerektirmektedir.. Birleşik Amerika bu durumda, tek taraflı harekete geçine hakkının henüz kabili telif olmadığı kanaatindedir.

Diğer taraftan, Bay Başbakan, NATO vecibelerine de dikkat nazarınızı celp etmek mecburiyetindeyim. Kıbrıs’a vaki bir Türk müdahalesinin Türk-Yunan kuvvetleri arasında askeri bir çatışmaya müncer olacağı hususunda zihninizde en ufak bir tereddüt olmamalıdır. Dışişleri Bakanı Rusk, Lahey’de yapılan son NATO Bakanlar Konseyi toplantısında, Türkiye ile Yunanistan arasında bir harbin “kelimenin tam manasıyla düşünülemez” olarak telakki edilmesi gerektiğini beyan etmişti. NATO’ya iltihak esası icabı olarak, NATO memleketlerinin birbirleriyle harp etmeyeceklerini kabul etmek demektir. Almanya ve Fransa NATO’da müttefik olmakla yüzyıllık husumet ve düşmanlıklarını gömmüşlerdir; aynı şeyin Yunanistan ve Türkiye’den de beklenmesi gerekir. Ayrıca, Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale Sovyetler Birliği’nin meseleye doğrudan doğruya karışmasına yol açabilir. NATO müttefiklerinizin tam rıza ve muvafakatleri olmadan Türkiye’nin girişeceği bir hareket neticesinde ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’yi müdafaa etmek mükellefiyetleri olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulmamış olduklarını takdir buyuracağınız kanaatindeyim.

Diğer taraftan Bay Başbakan, bir Birleşmiş Milletler üyesi olarak Türkiye’nin vecibeleri dolayısıyla da endişe duymaktayım. Birleşmiş Milletler Ada’da sulhu korumak için kuvvet temin etmiştir. Bu kuvvetlerin vazifesi zor olmuştur, fakat geçen son birkaç hafta zarfında, Ada’daki şiddet hareketlerinin azaltılmasına tedrici bir şekilde muvaffak olmuşlardır. Birleşmiş Milletler Arabulucusu henüz işini bitirmemiştir.. Hiç şüphem yok ki, Birleşmiş Milletler üyelerinin çoğunluğu, Birleşmiş Milletler gayretlerini baltalayacak olan ve bu zor meseleye Birleşmiş Milletler tarafından makbul ve barışçı bir hal tarzı bulunmasına yardım edebilecek herhangi bir ümidi yıkacak olan Türkiye’nin tek taraflı hareketine en sert şekilde tepki gösterecektir.

Aynı zamanda, Bay Başkan, askeri yardım sahasında Türkiye ve Birleşik Devletler arasında mevcut iki taraflı Anlaşma’ya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda mevcut Temmuz 1947 Anlaşmasının 4’üncü maddesi mucibince, askeri yardımın veriliş maksatlarından gayrı gayelerde kullanılması için Hükümetinizin, Birleşik Devletlerin muvafakatini alması icap etmektedir. Hükümetiniz, bu şartı tamamen anlamış bulunduğunu muhtelif vesilelerle Birleşik Devletlere bildirmiştir. Mevcut şartlar tahtında Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı bir müdahalede Amerika tarafından temin edilmiş olan askeri malzemenin kullanılmasına Birleşik devletlerin muvafakat etmeyeceğini samimiyetimle ifade etmek isterim.

Mutasavver Türk hareketinin fiili neticelerine gelince, böyle bir hareketin Kıbrıs adası üzerinde on binlerce Kıbrıslı Türk’ün katledilmesine yol açabileceği keyfiyetine en dostane bir şekilde dikkatinizi çekmek mecburiyetini hissediyorum. Tarafınızdan böyle bir harekete tevessül edilmesi, infiali mucip olacak ve girişeceğiniz askeri hareketin himaye etmeye çalıştığınız kimselerin pek çoğunun imhasını önlemeye yeter derecede müessir olması imkânsız olacaktır. Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin mevcudiyeti böyle bir faciayı önleyemez.

Sözlerimi pek fazla sert bulabilir ve bizim Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin ilgisine karşı bigane olduğumuzu düşünebilirsiniz. Durumun böyle olmadığını size temin ederim. Gerek alenen gerek hususi olarak, Kıbrıs Türklerinin emniyetini sağlamakta ve Kıbrıs meselesinin nihai hal tarzının konuyla doğrudan doğruya ilgili tarafların rızasına dayanması hususu üzerinde ısrar etmekte gayret gösterdik. Amerika Birleşik Devletleri’nin sizin lehinize yeter derecede faaliyet sarf etmediği hissini taşımanız mümkündür.

Fakat herhalde bilirsiniz ki politikamız Atina’da en sert şekilde infiale yol açmış (bizim aleyhimize orada nümayişler yapılmış) ve Amerika Birleşik Devletleri ile Başpiskopos Makarios arasında esaslı bir uzaklaşma husule getirilmiştir. Daha birkaç hafta önce yaptığımız görüşme sırasında Dışişleri Bakanınıza da söylediğim gibi, Türkiye ile olan münasebetlerimize çok büyük değer veriyoruz. Sizi kendisiyle temel ortak menfaatlerimiz olan büyük bir müttefik telakki etmişizdir. Sizin güvenlik ve refahınız Amerika halkı için ciddi bir alaka mevzuu olagelmiş ve bu alakamız en pratik şekillerde ifadesini bulmuştur. Biz ve Siz, komünist dünyasının ihtiraslarına karşı koymak üzere birlikte dövüştük. Bu tesanüt bizim için büyük bir mana ifade etmektedir. Hükümetiniz ve halkınız için de aynı derecede bir mana taşıdığını ümit ederim. Kıbrıs’la ilgili olarak Türk cemaatini tehlikeye maruz bırakacak herhangi bir hal tarzını desteklemeyi düşünmüyoruz. Nihai çözüm yolu bulmaya muvaffak olamadık, zira bunun dünyadaki en girift meselelerden biri olduğu aşikârdır. Fakat Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin menfaatleri konusunda ciddi şekilde alakadar olduğumuz ve alakadar kalacağımız hususunda sizi temin etmek isterim.

Nihayet Bay Başbakan, en ciddi meseleyi, harp mı, sulh mu meselesini vazetmiş bulunuyorsunuz. Bu meseleler Türkiye ve Birleşik Devletler arasındaki iki taraflı münasebetlerin çok ötesinde giden meselelerdir. Bunlar, sadece Türkiye ve Yunanistan arasında bir harbi muhakkak olarak tevlit etmekle kalmayacak, fakat Kıbrıs’a tek taraflı bir müdahalenin doğuracağı, önceden kestirilemeyen neticeler sebebiyle, daha geniş çapta muhasemata yol açabilecektir. Sizin Türkiye Hükümeti’nin Başbakanı olarak mesuliyetiniz var, benim de Birleşik Amerika Başkanı olarak mesuliyetim mevcuttur. Bu sebeple, en dostane şekilde size şunu bildirmek isterim ki, bizimle yeniden ve en geniş ölçüde istişare etmeksizin böyle bir harekete tevessül etmeyeceğinize dair bana teminat vermediğiniz takdirde, meselenin gizli utulması hususunda Büyükelçi Hare’e vaki talebinizi kabul etmeyecek ve NATO Konseyi ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin acilen toplantıya çağrılmasını istemek mecburiyetinde kalacağım.

Bu mesele hakkında sizinle şahsen görüşebilmemizin mümkün olmasını isterdim. Mateessüf, mevcut Anayasa hükümlerimizin icabı dolayısıyla, Birleşik Amerika’dan ayrılamamaktayım.

Teferruatlı müzakereler için siz buraya gelebilirseniz, bunu memnuniyetle karşılarım. Genel barış ve Kıbrıs meselesinin aklıselimle ve sulh yoluyla halli hususunda sizinle benim çok ağır mesuliyet taşımakta olduğumuzu hissediyorum. Bu itibarla aramızda en geniş ve en samimi istişarelerde bulununcaya kadar sizin ve meslektaşlarınızın tasarladığınız kararı geri bırakmanızı rica ederim.

Hürmetlerimle

Lyndon B. Jonhnson”

Johnson Mektubu Kaynak : http://www.akintarih.com/turktarihi/cumhuriyetdonemi/johnson_mektubu/johnson_mektubu.html

Açık kaynak paylaşım sitesi